Hamilelikle başlayan dönem yeni sorumlulukları da beraberinde getirir. Eve yeni gelecek olan bebeğinizin bakımı, giyimi, beslenmesi, uyku zamanları derken yorucu günler için kendinizi hazırlamanız...
Lorem ipsum dolor sit amet consectetur adipisicing elit. Totam laudantium natus, alias, voluptatem voluptatibus amet blanditiis quos at quisquam dolore corporis similique dicta veniam sunt dignissimos ad! Natus, voluptatum atque.
Söz konusu minik bebeğiniz olduğunda sağlık sorunlarına ve kontrollerine yönelik her türlü durum sizin için en önemli konular haline gelir. Özellikle prematüre bir bebek sahibi iseniz vaktinde doğan yenidoğanlara kıyasla dikkatli olunması gereken çok daha fazla husus vardır.
Bebekler, doğduktan sonra kendilerini keşfederken birbirinden farklı davranışlar sergiler. Doğum sonrası beslenme de onun için dünyaya gelişinin ardından keşfettiği aktivitelerden biridir. Çiğneme bizler için çok doğal bir süreç ya da refleks gibi görünse de bebekler doğduklarında henüz bu refleks gelişmemiştir. Anne sütü akışkan bir yapıda olduğu için kolayca yutabilir ve ilk etapta beslenme için emme refleksi yeterlidir.
Hücrelerimizin enerji açığa çıkarmak için ihtiyaç duyduğu oksijen, kan ile taşınır. Kan içerisinde ayrıca yağ, şeker, hormonlar, proteinler, enzimler, mineraller, vücudun korunma sistemleri ve bağ dokuları ile ilgili birçok madde bulunur. Bunların yanı sıra tümör belirleyiciler, pıhtılaşma proteinleri ve iltihap hücreleri de vardır. Bu sebeple kan, vücudumuzda olup biteni öğrenebileceğimiz önemli bir sıvıdır.
Kan değerlerinin normal aralıkta olması, vücudun hayati fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için büyük önem taşır. Bebeklerin savunma mekanizmalarının henüz tam anlamıyla gelişmemiş olması, bebekleri virüs ve bakterilerin sebep olacağı hastalıklara karşı daha korunmasız hâle getireceği gerçeğinden yola çıkarsak kan değerlerinin beklenen düzeyde olmasının minikler için çok daha önemli olduğunu söyleyebiliriz. Hele bir de bebeklerde neu düşüklüğü gibi problemlerin varlığı çok daha ciddi sağlık…
Küçük bir bölgede başlayıp kısa sürede bütün dünyayı etkisi altına alan öldürücü salgın hastalıkları tarihten biliyoruz. Gelişen tıp ve teknolojinin karşısında böyle bir durumun ancak filmlerde görülebileceğini düşünürken kendimizi Korona virüsü denen gerçek bir korku filminin içerisinde bulduk.